Biz Reklamcılar
Necdet ALKANDEMİR
10-12-2014 tarihinde eklendi.

 

Antalya´da kaç reklam ajansı var, bunca ajans neler üretir, nasıl işler yapar, diye düşünüyorum; şehrin sektörel altyapısına, geçmişine bakıyorum. Ardından bir değerlendirme yapıyorum.

Çok değil, bundan on yıl öncesine kadar iki çeşit ajans vardı. Birinci gurup ajans ilancılıkla, yani ulusal gazetelerin – Akdeniz vb.-  ekleri için çalışırdı. İkinci gurup ise matbaa geleneğinin devamı niteliğindeydi. Bu iki gurup da hala  varlıklarını sürdürüyor, hala kendi kalibrelerince işler üretmeye devam ediyorlar.

Antalya reklamcılığı için 2000’li yılların başı gerçek bir milat niteliği taşıyor. Bu dönemde Antalya’da yaratıcı ajanslar boy göstermeye başladı. Sahip oldukları vizyon ve estetik bakış açısıyla; yeni bir ses, yeni bir renk ve yeni bir söylem üreten bu oluşumlar başarılı da oldular. Çünkü Antalya’nın da müşterilerin de yeni bir bakış açısına ihtiyacı vardı. Açılan bu kulvar, yeni yaratıcı ajansların kurulmasına neden oldu. Bu açılım, sektörü daha saygın bir hale getirirken, aynı oranda yaratıcı ve nitelikli işler yapılmaya başlandı.

Antalya reklamcılığın bu yeni kuşağı, daha genç, daha dinamik ve daha tutkuluydu. Sosyal sorumluluk projeleri yürütüyor, yeni dernekler kuruyor, reklamcılık mesleğinin hakkını vermek ve daha saygın bir hale getirmek için çalışıyorlardı. Onların açtığı yolun takipçileri de hızla artıyordu, çünkü bu süreçte şehirde Güzel Sanatlar ve İletişim Fakülteleri açılmıştı. Peki, yeterli miydi? Elbette hayır!

Altyapısı sağlam, vizyonu geniş, dünyayı ve tüm gelişmeleri takip eden bu yeni kuşak, kendi sorunlarıyla birlikte geliyor. Görüşü ve tekniği sağlam bu gençlerin, öncelikle daha baskın, hayattan beklentileri olan, kendilerine ve mesleklerine inanç duyan bireyler olmaları şart. Aynı şekilde bizler de bu jenerasyona sahip çıkmak zorundayız.

Peki, ne yapmalı, neleri değiştirmeli, nereden başlamalı? Bu gün ajans sahiplerinin çoğu alaylı, meslekleriyle ilgili herhangi bir eğitim almış değiller; hemen hemen hepsi bu mesleği sonradan seçmiş, akademik ya da sanatsal formasyona sahip olmayan kişiler. Rasyonel bakış açısıyla; yeni gelen eğitimli, vizyoner gençlere şans vermek gerekliliği ortaya çıkıyor. Eskilerin sahip oldukları tecrübe ile geçlerin eğitimi birbirini tamamladığında kuşkusuz çok güzel ve nitelikli işler ortaya çıkacaktır.  

Bunu yapmak zor mu? Hiç sanmıyorum! Ajans sahipleri, işin ucuzuna kaçıp, yaratıcılıktan yoksun, niteliksiz elaman çalıştırırsa elbette olmaz! Elemanına iyi para verecek, ajans olarak iyi ve kaliteli işler üretecek ve o işi gerçek değerinde satacak… Bu mümkün mü? Kesinlikle evet!

Bir de diğer tarafa bakalım; bahsettiğimiz fakültelerde okuyan arkadaşlarımızın çoğu öğrencilik yıllarında İstanbul ya da yurtdışı hayaliyle yaşar; okul bitince Antalya´da iş aramaya başlar ve hüsrana uğrar; böylece dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olurlar.

Benim bu öğrenci kardeşlerime tavsiyem, İstanbul´a ve yurtdışına okul sıralarındayken çıkmaları yönünde. Sonra isteyen oralarda kalır, isteyen de güzel Antalya´ya gelir ve iyi bir tecrübeyle iş hayatıyla başlar. Bu deneyimi yaşayan gençler, beklentilerine daha uygun bir hayatı tercih etmenin rahatlığıyla daha mutlu ve performanslı çalışır; zaman içinde kimi ajans sahibi olur, kimi başka işlere yönelir ve hayat her zaman olması gerektiği devam eder. Sorun, İstanbul, Antalya ya da yurtdışında yaşamak, oralarda bir kariyer yapmak değil; en büyük hedef mutlu olmasını bilmektir. Çünkü hayattaki en büyük kariyer mutlu bir hayata sahip olmaktır.

Jack Trout´un, MediaCat Yayınları’ndan çıkan "Büyük Markalar Büyük Hatalar" adlı kitabını okuyorum. Sizinle kitapta geçen bir hikayeyi paylaşmak istiyorum.

Tico´lu Balıkçı ve Wall Street Analizcisi

Amerikalı bir iş adamı kıyıdaki bir Kosta Rika köyünün rıhtımındayken küçük teknesiyle bir balıkçı yanaşıyormuş. Teknenin içinde birkaç iri ton balığı varmış.

Amerikalı, balıkçıya balıklarının kalitesinden dolayı iltifat etmiş ve onları tutmasının ne kadar sürdüğünü sormuş. Balıkçı "az vaktimi aldı" demiş. Amerikalı neden daha fazla denizde kalıp daha fazla balık tutmadığını sormuş. Balıkçı ailesinin şimdiki ihtiyaçlarını karşılamaya yetecek kadar balık tuttuğunu söylemiş.

Amerikalı sormuş "Peki zamanın geri kalanında ne yapıyorsun?"

Balıkçı cevap vermiş, "Geç saate kadar uyuyorum, biraz balık tutuyorum, çocuklarımla oynuyorum, karım Maria´yla siesta yapıyorum, her akşam köye gidip şarap içiyorum ve arkadaşlarımla gitar çalıyorum. Çok yoğun ve dolu bir hayatım var senor."

 

Yazara Ait Diğer Makaleler
şehrinitanı