Mazlum’un İhtiyaçlar Hiyeraşisi
Seyfi GENCER
30-04-2015 tarihinde eklendi.

Önemli Uyarı: Bu yazıda sigortalı çalışanların yarısını oluşturan asgari ücretli Türkiye vatandaşı  ” Mazlum” olarak anılacaktır.

Ünlü ABD’li psikolog Abraham Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini hepimiz biliriz. Piramit şeklinde sembolize edilir.  Beş aşamadan oluşur. Piramit en altta temel gereksinmelerden başlayarak yukarıya doğru dilimlenir. Kişi tabandan başlayarak sırasıyla her basamaktaki gereksinimlerini karşıladıkça bir üsttekine ihtiyaç duyar ve ilerleyebilir.

Çok sıkıcı olmayacaksa en azından bilgi tazelemek adına Maslow teorisine kısaca bir bakalım. Maslow ihtiyaçları şu şekilde kategorize eder;

Fizyolojik gereksinimler  (nefes, su, besin, cinsellik, uyku)
Güvenlik gereksimi  (barınma, kendini tehlikelerden koruma, kaygıdan uzak güvende hissetme)
Ait olma, sevme, sevilme ihtiyacı ( Bir guruba ait olma, sosyal statü kazanma, kabul edilme, benimsenme, sevme sevilme)
Saygı – saygınlık ihtiyacı ( takdir edilme, tanınma, statü ve başarı kazanma, saygı görme)
Kendini gerçekleştirme ( bireyin doğuştan getirdiği potansiyelleri tam olarak kullanabilmesi ve kendi yeteneklerini kullanarak istediği hedefi gerçekleştirebilmesi)

Maslow teorisini ortaya koyalı yetmiş yıldan fazla olmuş. Gerçi ortaya koyduğu zamanda da bu teorinin en azından pratikte ülkemizin insanının basamakları üçer beşer çıkma yeteneği ya da henüz birinci basamakta ayağının tökezleyip düşme ihtimali karşısında bir acziyeti vardı ama artık hiç kullanım değeri kalmadı.

Yeni Türkiye’de büyük çoğunluk diye anılan Mazlum’un ihtiyaçlar hiyerarşisi teorisini gözden geçirmek şart oldu. Bu da bana nasip oldu. Benden yana Mazlum’a hakkım helal olsun. Rahmetli Maslow’a da kapak olsun.

1.Boğaz tokluğu ihtiyacı

Her mazlumun yokluğunu test ederek tanıdığı en temel ihtiyaç şeklidir. Gerçi yakın geçmişte dönemin çalışma bakanının asgari ücreti savunurken söylediği “Ekmeğin, peynirin, zeytinin fiyatı belli. Sekiz yüz lira büyük para. Geçinilmez diye bir şey yok. Geçinirsiniz.”  Şeklinde ki zılgıtından sonra bir süre “zaten biz de onların fiyatı belli diye korkuyoruz” şeklinde kendi aralarında mırıldanan Mazlumların nihayet akıllarını başlarına toplayıp, har vurup harman savurmayı bırakarak üstesinden gelinmiş ve hiyerarşide bir üst basamağa atlanıvermiştir.

2.En az iki ailenin yaşayabileceği bir anne-baba ya da kayınpeder evi ihtiyacı

Hiyerarşinin aşılması çok meşakkatli bir basamağıdır. Kiraların ülke ortalamasında altı yüz lirayı geçtiği bir ülkede Mazlumun olmazsa olmazıdır. Özellikle Mazlumeler için zamanla bir işkenceye dönüşür. Mülk sahiplerinin önüne Allah ne verdiyse üç öğün yemek konacak, Çamaşırları kalıp sabunuyla yıkanacak, akşam en geç sekizde zigon sehpalar çekilip açık çaylar servis edilecek, boşalan bardaklar bir işmara bile gerek olmadan fark edilip hemen dolacaktır.

Küçük yaramazlar, kirlenmesin diye püskülleri Amerikan beziyle kaplanmış halının üzerinde güreş tutup herkesi neşeye boğarken fonda sesi ölçüsüzce açılmış TV’den yayılan oyun havalarının elektronik nağmeleri odayı dolduracaktır.

Bu delirme alametinden bi cesaret kurtulmaya karar verip evini ayıran, sonra kuyruğu kıstırıp geri dönen mazlum sayısı o kadar fazladır ki, mazlumlar giderken kaçınılmaz sonu bilen tecrübeli büyükler hiç ses etmezler.  Geri dönen mazlum hiç değilse kendini daha güvende ve korunaklı hisseder. Bu kabullenme önünü biraz açmıştır. Gelsin yeni basamak.

3.Bir cemaate veya tarikata dâhil olma ihtiyacı

İlk iki basamakta yeterince hırpalanıp kulağının tözüne tokadı yiyen Mazlum, artık tek başına kendi leyin, hiçbir şey olamayacağını iyice anlamıştır. Gerçeklerle ilişkisini kesip yarattığı algıyla artık çektiği sıkıntıların bile ona lütfedilmiş bir değer olduğuna inandırılan Mazlum’un diyet ödeme zamanı gelmiştir.

Mazlum kendi değersizliğinden o kadar hoşnutsuzdur ki, hiç değilse yürürlükte olan,  neye hizmet ederse etsin kendisinin de içinde bulunduğu bir guruba, ona artık sosyal bir mana ve böylece bir kimlik katan oluşuma ihtiyaç duyar.

Harlı büyük bir ateşin içine bir insanı atmak gibi bir şeydir bu. Ateş biraz daha canlanır, ancak insan bütün biricikliğiyle yok olur gider.

4.Mahalle kahvesinde itibar görme, kadın günlerine çağrılma ihtiyacı

 Kahvede yancılık ve işi çıkanın yerine dördüncülük ederek başlayan sosyal hayatının artık zirvesindedir. Karede kimlerin oyuncu olacağından tutun da, bugün hangi oyunun oynanacağı, partide neler içileceğine kadar bir dizi konuda karar verici duruma gelmiştir. Sandalyede yan oturabilmektedir.  Okeyde çiftin çiftine gidecek kadar özgüven sahibidir. Hatta bir keresinde bunu başardığı konuşulmaktadır. Oyunda hesap kendisinde kaldığında üzerinde para yoksa sol gözünü kısıp başını hafifçe yana yatırarak kahveciye çaktığı “deftere yaz” mesajı hemen karşılık bulur. Kazandığı statüden dolayı kahveci de eskisi gibi yüzünü ekşitmez.

Mazlume de artık kadın günlerinin aranan simasıdır. Kartondan, ip askılı, üstünde koca harflerle tanınmış bir markanın adı yazılı çantasında ki hiç kullanılmamış gıcır gıcır çetiğinin yanında, topuklu süet ev ayakkabısı da yerini almıştır. Kendi davet günlerinde daha önce diğerlerince hiç ikram edilmemiş çeşitlere ağırlık verir. Bu sayede çok takdir edilir ve başarısı onun olmadığı mekânlarda bile konuşulur, saygınlığı perçinlenir.

5.Haddini aşma ihtiyacı

Aslında hiyerarşinin bütün basamaklarında zorlanıp kendi bulduğu yöntemlerle bedenini bu aşamaya atan Mazlum’un nerede ne yapacağının katiyen kestirilemeyeceği bir aşamadır bu. Kendi serüveninde ki piramidin zirvesinde ki sivri noktaya sıkıca asılmış, ancak bu sivri nokta ellerini çok acıtmaya başlamıştır. Yine de ellerini bırakıp başladığı noktaya düşmeye hiç niyeti yoktur. Bu büyük acı ve can havliyle yapabilecekleri ve gözden çıkarabilecekleri karşısında bütün toplumun çok sağduyulu olması gerekir.

Biz yine de –mizahi bir yaklaşımdan başka meramımızın olmadığı- “Mazlum’un kaderi” şeklinde tezahür eden hiyerarşisini bir yana bırakıp, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşisine dönersek, en büyük sorunumuz üçüncü aşamadadır derim ben.

Sevmeyi aşırı sahiplenme zannettik. Sevilmeyi kırılgan gururumuzun sürekli okşanması. Böylece davranış biçimlerimize hükmetmeye başlayan bu kibirli, şüpheci (septik) maraziye ne birbirimizi olduğu gibi kabullenmemize izin verdi ne de kendine benzemedikçe içine kabul etmeyen guruplara katılmamıza, sosyalleşmemize, benimsenmemize…

Mucidi de üyeleri de bizlerin olduğu, kıymeti kendinden menkul, çakma sınıfsal tanımlamalar, aidiyet duygusu yaratsın diye veriminden yola çıkıp kurduğumuz guruplar içinde oyalanıp, ayrışıp, savrulup duruyoruz.

Birer işçi olduğunun ayırdında olsun olmasın tüm emekçilerin, ücretlilerin 1 Mayıs Bayramı kutlu olsun.

şehrinitanı