Antalya'da Mutlaka Görmeniz Gereken 27 Müze ve Örenyeri

Şehrini Tanı18 Mayıs 2020
8.3B OKUNMA
Paylaş

Tarihle iç içe büyüleyici atmosfere sahip Antalya'da mutlaka görmeniz gereken 27 müze ve örenyeri.

Kaynak: T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı

Anlanya Kalesi

Antik Gemicilerin Göz Bebeği:

Birçok Medeniyetin Ev Sahibi

Ulaşılması zor ve korunaklı yapısı sayesinde iyi korunan bu yapı, Helenistik Dönem’den beri varlığını sürdürüyor. Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerine ev sahipliği yapan bir açık hava müzesi.

Alanya, ünlü tarihçi Strabon’un anlatımıyla Kilikya’ya batıdan girildiğinde görünen ilk şehir. Zapt edilmesi güç çok dik bir kayaya kurulması ve korunaklı limanı nedeniyle milattan önce 2. yüzyıldan itibaren korsanların merkezi oldu. Pompeius’un Korakesion Savaşı’nı kazanmasıyla Romalılar’ın eline geçti. Kalenin surlarının genişletilip yeni binalar eklenmesi de bu döneme rastlıyor. Bizans Dönemi’nde Kalonoros (Güzel Dağ) adıyla anılan ve Akdeniz’in en işlek limanlarından olan Alanya, 1221 yılında Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat tarafından teslim alındı. Kale ve şehrin ismi “Alaiye” olarak değiştirildi, surlar sağlamlaştırılarak yeni sur ve sarnıçlar inşa edildi.

Anadolu Tarihini Özetliyor

Selçuklular’ın Sinop’tan sonra ikinci tersanesi olan ve Keykubat’a “İki Denizin Sultanı” unvanını kazandıran tersane, Alanya’nın simgelerinden sekizgen planlı Kızılkule, Tophane ve İçkale Saray Kompleksi gibi yapılar da aynı dönemde inşa edildi. Yukarı Kale’deki Süleymaniye Camii, bedesten, arasta ve geleneksel Alanya evleriyse Osmanlı Dönemi’nde eklendi. Alanya Kalesi; altı buçuk kilometrelik surları, 140 burcu ve kimileri kullanılabilen sayısız sarnıcıyla Akdeniz kıyısında yükselen ve adeta Anadolu tarihini özetleyen bir açık hava müzesi. Yonca planlı Bizans şapeli ve düşmana zift dökmeye yarayan peçeli delikler de yapının ilgi çeken bölümlerinden.

Mutlaka Yapın

Alanya’nın pazarlarına uğrayıp aralarında ejder meyvesinin de bulunduğu birçok egzotik meyve ve sebze alabilirsiniz. Ayrıca şehrin ağızlara layık dondurmacılarından Konak Dondurma, özellikle yanık sütlü dondurmalarıyla uğramanız gereken adreslerden.

Aziz Nikolaos Anıt Müzesi

Aziz Nikolaos'ın Son Mekanı
Patara’da doğup Psikoposluk yaptığı Myra’da hayata gözlerini yuman Aziz Nikolaos, nam-ı diğer “Noel Baba” adına yaptırılmış mezar kilisesinde ziyaretçilerini bekliyor.

Noel Baba’nın sonsuz uykusuna bu mekanda daldığına inanılıyor.

Likya Birliği Meclis Binasına ev sahipliği yapan dönemin önemli liman şehirlerinden Patara’da, M.S. 300 yılında zengin bir buğday tüccarının oğlu olarak dünyaya geldi Aziz Nikolaos. Çocuk ve denizcilerin koruyucu azizi kabul edilen Aziz Nikolaos, Demre sınırlarındaki Myra’nın Piskoposu oldu ve 365 yılının 6 Aralık’ında, 65 yaşındayken öldüğüne inanıldı. Bölgeye Osmanlı Devleti’nin hakim olmasının ardından, Haçlı Seferleri sırasında İtalya’nın Bari Şehrinden gelen tüccarlarca çalınan kemikleri Bari adına yaptırılan bazilikaya gömüldü.

Kilisenin Duvarlarına Mucizeler Resmedilmiş

“Mucizelerin Azizi” olarak bilinen Aziz Nikolaos adına Myralılar tarafından yaptırılan ve çeşitli dönemlerde tadilat gören kilise duvarlarında Aziz Nikolaos’ın gerçekleştirdiğine inanılan mucizeler resmedilmiş.

Kilisenin içindeki,balık pulları ve akanthus yapraklarıyla süslü Roma Dönemi’ne ait lahdinse sonsuz uykusuna yatan Noel Baba’ya ait olduğu düşünülüyor. Ayrıca Antalya Müzesi’nde de Aziz Nikolaos’a ait olduğu düşünülen kemikler sergileniyor.

Mutlaka Yapın

Myra’nın liman kenti Andiriake ören yerini mesken edinen Likya Uygarlıkları Müzesi’ni ziyaret edip, buradaki murex işliklerinde yer alan deniz kabuklarından halılar üstünde tarihi bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Antalya Müzesi

Antik Eserleri Savaş Sırasında Korumak İçin Kurulmuş 

Perge Antik Kenti’nden çıkarılan heykellerin diğer eserlerden rol çaldığı Antalya Müzesi, Alt Paleolitik Çağ'dan Roma Dönem’ine kadar uzanan bir döneme tanıklık ediyor. Antalya sınırlarında yaşamış üç önemli Akdeniz antik uygarlığı Likya”, “Pamfilya” ve “Pisidya”ya adanan Antalya Müzesi, 1988’de “Avrupa Konseyi Yılın Müzesi” ödülünü aldı.

Otuz Bin Metrekarelik Bir Alan 

Kuruluşunda öğretmen Süleyman Fikri Erten’in büyük emeği olan müze, 1. Dünya Savaşı sırasında tarihi eserlerin işgal güçlerinden korunması fikriyle ortaya çıktı. Fikri Bey 1919'da Antalya mutasarrıflığına başvurarak, kendini fahri Âsâr-ı Âtika (tarihi eser) memuru tayin ettirdi ve öncelikle merkezdeki eserleri toplayarak müzeyi kurdu.

1922'de Kaleiçi’ndeki Alaeddin Cami'de kurulan ve 1972'de bugünkü binasına taşınan Antalya Müzesi, tam 30 bin metrekarelik bir alana yayılıyor. 14 sergi salonu, çocuk bölümü ve açık hava galerilerinin yanı sıra bahçesiyle de dikkat çekiyor.

Prehisyoryadan Osmanlı Kültürüne Uzanan Bir Yolculuk 

Sergilenenler arasında doğa tarihi ve prehistorya koleksiyonu, tanrı ve imparator heykelleri, mezar kültlerine ait eserler, sikkeler, mozaik ve ikonalar bulunuyor Bölgedeki çok sayıda kurtarma kazısı ve ören yeri çevre düzenlemeleri de Antalya Müzesi’nce yürütülüyor. Koleksiyonunun büyük bölümü çevre kazılardan elde edilen müzenin etnografik eserleri de bölgeden toplandı. Geniş etnografya koleksiyonunun önemli bir bölümüyse Osmanlı kültürünü anlatıyor.

Myra Örenyeri

Kybele'nin Artemis Olduğu Yer
Bir dönem Likya Uygarlığı’nın başkenti olmuş Myra’nın kabartmalı mezarlarıyla başlayan hikayesi, Andriake Limanı’yla denize kavuşuyor. Burası aynı zamanda Tanrıça Kybele’nin Artemis olduğu yer olarak da biliniyor.

Kaş-Finike arasındaki Myra, Aziz Nikolas'ın piskoposluğu sayesinde ününü Ortaçağ boyunca sürdürdü. Likya Konfederasyonu’nun üç oy hakkına sahip altı önemli şehri arasındaki Myra, ismini kurulduğu Myros Nehri’nden (Demre Çayı) aldı. Şehrin su ihtiyacı, Demre’nin kenarında kayalara oyulmuş kanal sistemiyle sağlandı.

Şehre hayat veren Demre Çayı, pek çok antik kentte olduğu gibi, zamanla getirdiği alüvyonlarla kentin sonunu hazırladı.

Myra M.S. 7. yüzyıldan M.S. 9. yüzyıla kadar süren Arap akınları sonunda 809’da zapt edilerek önemini yitirdi. En parlak zamanınıysa M.S. 408-450 arasında 2. Theodosius zamanında yaşadı. Bu dönemde Likya’nın “metropolis”i yani başkenti oldu ve Çayağzı bölgesindeki Andriake liman kentiyle denize uzanarak ticaretle öne çıktı.

Nekropoldeki Mezarlar Görülmeye Değer 

Likya Konfederasyonu’na ait sikkeler arasında Myra adına basılanlar da bulundu. “Yüce Ana Tanrıça’nın yeri” anlamına da gelen Myra’nın sakinleri ana tanrıça Artemis’e inanıyordu. Sikkelerde Artemis, Anadolu’nun en eski tanrıçası Kybele formunda temsil ediliyor.

Yukarıda kaya mezarları üstüne kurulan şehrin antik tiyatrosu, aşağıya doğru genişliyor. İki yanındaki ve nehir nekropolündeki mezarlar üstündeki kabartmaları görülmeye değer. Roma dönemine ait bu görkemli tiyatro, günümüze sağlam ulaşan az sayıdaki antik tiyatrolardan biri olma özelliğini taşır.

Mutlaka Yapın 

Çayağzı Limanı ile Andriake Antik Kenti arasında kalan Kuş Cenneti, hem menderes manzarası hem de 149 farklı kuş türüyle, uğranılması gereken bir adres. Kuş cennetini oluşturan menderesin denizle buluştuğu noktadaki kükürtlü sular, kuşlar için beslenme alanı oluşturmasının yanında, şifa verme özelliğine de sahip.

Olympos Örenyeri

Tanrıların Evi: Antalya Olympos Örenyeri Sönmeyen Ateşin Kenti Olympos

“Yüksek dağ” anlamına gelen Olympos, “sönmeyen ateşin kenti” olarak da nitelendiriliyor. Ünlü efsanelere konu olan bu ateş, kaynağını “Yanartaş” olarak da bilinen “Chimaera”dan alıyor.

Olympos, Likya Birliği'nin önemli yerleşim merkezlerinden biri olarak kabul edilir. Komutan Servilius İsauricus, Helenistik Dönem'de kurulan bu şehri korsanlardan temizleyerek M.Ö. 78'de Roma topraklarına kattı. Yakınındaki doğal gazlar (metan) sürekli kendi kendine yandığı için, bu antik kent Çıralı'daki “Hephaistos” kültüyle ün kazanarak önemli bir dini merkez oldu.

Olympos Örenyeri içinden geçen dereciğin (Ulupınar) iki yanına yayılıyor. Bu iki yaka hala izleri görülen bir köprüyle birleştirilmiş.

Lykia Yolunun Görmeden Geçilmemesi Gereken Noktalrından Biri

Klasik Roma dönemi tiyatro, bazilika ve hamam yapısının bulunduğu Olympos’un akropolü; kumsaldan da görülen mezarlar üstündeki yüksek tepe. Akropoldeki yapı kalıntılarıysa, Ortaçağ'da kale şekline sokulmuş surlara ait.

Bu antik kentin kalıntıları arasında en ilginci Antalya Müzesi kazılarıyla çıkarılan “Kaptan Eudomus’un lahdi” sayılıyor. En önemlisiyse iç duvarları yer yer freskolarla süslü Bizans Kilisesi.

Ünlü “Likya Yolu” yürüyüşünü yapacaksanız, Olympos antik kenti ve civarının bu güzergahın yedi buçuk kilometrelik etabını da oluşturduğunu hatırlatalım.

Mutlaka Yapın

Dar fakat nefis bir yol Olympos sahiline götürür. Türkiye’nin en güzel sahillerinden birinde kamp ve deniz kaplumbağası izleme şansını kaçırmayın. Ayrıca hava karardıktan sonra, ören yerine çok yakın Çıralı’daki “Chimaera”nın alevlerini de mutlaka izleyin.

Patara Örenyeri

Likya Birliği'nin Başkenti

Likya Birliği’nin başkentliğini üstlenen Patara, M.Ö.13. yüzyıla ait Hitit metinlerinde “Patar” olarak geçiyor. Tarihi ve arkeolojik önemi büyük olan Patara Antik Kenti, Ksanthos Vadisi’nde denize açılabilecek tek yer olması nedeniyle yüzyıllarca ayakta kaldı. 1988 yılından beri kazıları sürdürülen kent, Hıristiyanlık için de büyük bir anlam taşıyor. "Noel Baba" diye anılan Saint Nicholaos Patara’da dünyaya gelmiştir. Ayrıca Aziz Paul’un da Roma'ya gitmek için buradan gemiye bindiği biliniyor. Patara aynı zamanda Anadolu'dan Roma'ya nakledilen tahılların depolanıp saklandığı bir liman olarak da ünlendi.

Patara, M.Ö. 2. Yüzyıl başında Seleukos Krallığı’nca kontrol edilmeye başladığında Likya’nın başkenti gibi kabul gördü. Bu durum Patara’nın Roma’ya karşı özerklik ve Rhodos’a karşı bağımsızlık kazandığı M.Ö. 167/68 yılında resmileşti. Roma egemenliğine geçtikten sonra da önemini yitirmeyen kent, valilerin adli işlerini gördüğü bir merkez oluşu yanında, doğu eyaletleriyle bağlantı kurduğu bir deniz üssü olarak da önemini korudu.

Önemli Kehanet Merkezlerinden

M.S. 43 yılında Roma eyaleti olan Likya, M.S. 74’de Pamphylia ile birleştirilerek tek eyalete dönüştürülünce de Patara başkent olmayı sürdürdü. Helenistik dönemin anıtsal yapıları süreçle paralellik gösterdi. Roma sonrasında, Apollon kehanet merkezi olarak ün yaptı. Bizans’ta da Hıristiyanlar için önemli bir merkez oldu. İmparator Konstantin'in başkanlığındaki M.S. 325'teki İznik Konsülünde Likya'nın tek imza yetkilisi Eudemos, Patara Piskoposu’ydu.

Antik kente giriş, görkemli ve iyi korunmuş Roma zafer girişinden yapılıyor. Yazıtlardan M.S. 100 yıllarında bölge valise adına inşa edildiği anlaşılıyor. Takın (girişin) batısında, Likya tipi lahitlerin bulunduğu Nekropolis (Antik Mezarlık Alanı) alanı uzanıyor. Kentin en güney ucunda Kurşunlu Tepeye yaslanmış tiyatro, depremden sonra M.S. 147’de yeniden inşa edildi. Genel görünümün seyredildiği en güzel köşe olan Kurşunlu Tepe’nin diğer kalıntıları Vespasian Hamamı, Korinth Tapınağı, ana cadde ve antik liman yapılarıdır.

Patara'nı anıtsal yapılarından biri de İmparator Hadrian ve eşi Sabina tarafından M.S. 2. yy.'da yaptırılan tahıl ambarıdır. (Granarium) Tiyatronun kuzeyindeyse Patara’nın başkent olarak toplantılara evs ahipliği yaptığı Meclis Binası yer alıyor. Kente yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki bir kayalıktan su getiren su yolları da dikkat çeken kalıntılardandır.

Mutlaka Yapın

Patara Antik Kenti, “Likya Yolu” yürüyüşünün güzergahına yakın olsa da, asıl kaçırılmaması gereken hemen yanı başındaki muhteşem kumsal. Akdeniz’in en güzel plajlarından biri ve kumtepelerinin güzelliği akıldan çıkmayacak cinsten. Bu 18 kilometrelik plaj ayrıca Akdeniz kaplumbağaları Caretta-Carettalar’ın milyonlarca yıldır yumurta bırakıp yavruladıkları ender sahillerden biri.

Perge Örenyeri

Kendi içinde üç ana dönem geçirmiş olan Perge, ilk parlak devrini Hellenistik Dönem’de yaşamıştır. MÖ III. yüzyılda planlı bir kent olarak tasarlanmış olan şehrin anılan dönemini, bugün dahi sağlam şekilde ayakta duran Hellenistik Dönem Kuleleri temsil etmektedir.

Bununla birlikte Perge, altın çağını Roma İmparatorluğu egemenliğinde yaşamıştır. Anlaşıldığı üzere Perge, MS II-III. yüzyıllarda “Pax Romana (Roma Barışı)” olarak bilinen barış ve zenginlik döneminin getirdiği nimetlerden olabildiğince faydalanmış, bu getirileri jeopolitik konumu ile birleştirerek müreffeh bir hayat standardını yakalamıştır. Sözü edilen dönemde kent, yeniden imar faaliyetlerine konu olmuş, günümüzde ziyaretçilerin odak noktasını oluşturan Tiyatro, Stadium, Kent Kapısı, Agora & Macellum, Palaestra gibi önemli kamu yapıları ile Hamamlar, Su Kanalları ve Anıtsal Çeşmeler gibi su ile ilintili estetik düzenlemeler Roma Dönemi’nde inşa edilmiştir.

Kronolojik süreç içerisinde son parlak dönemini Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu Dönemi’nde yaşamış olan Perge, döneme damgasını vuran Hıristiyanlığın etkisi ile bu dinin önde gelen azizlerinin uğrak yeri olmuş; St. Paulus’un uğrak yeri olan Perge, Pisidia Antiocheia’ye uzanan St. Paulus yolunun başlangıç noktasını oluşturmuş, MS V. ve VI. yüzyıllarda şehirde görkemli bazilikalar inşa edilmiştir ve Perge; “Metropolit Kent” kimliğini kazanmıştır.

Bu bağlamda; Tiyatro, Güney Hamamı, Agora & Macellum, Kestros Çeşmesi, Sütunlu Ana Cadde gibi yapıların kazıları 1946-2012 yılları arasında gerçekleştirilmiş olup, Müdürlüğümüz başkanlığındaki kazılarda kentin ikinci arteri konumundaki Sütunlu Batı Cadde’nin ve bu caddeye paralel uzanan su kanalının, Caracalla Çeşmesi’nin (Palaestra yapısının ana cephesi ve nympahion havuzu dâhil olmak üzere)kazısı tamamlanmış, Batı Nekropolis’e değin uzanan güzergâh bütünüyle açılmıştır. Diğer taraftan alan arkeolojisi ve saha yönetimi çerçevesinde Ana Cadde’nin doğu ve portikolarının ıslahı sağlanmış, Roma Kapısı’ndan Kent Meydanı’na değin uzanan büyük alanın rehabilitasyonu, Hellenistik Kuleleri ve Agora’yı da kapsayacak şekilde bütüncül olarak ele alınmıştır. Ayrıca 2017 yılı içerinde Perge Tiyatrosu da ziyaret açılmıştır.

Phaselis Örenyeri

Eski Çağ'ın bu ünlü ticaret kenti, üç ayrı limana sahip olmasıyla dikkat çekiyor. Bu limanlar sayesinde deniz ticaretiyle zenginleşerek, ayrıcalıklı bir konuma ulaştı. Roma İmparatoru Hadrian tarafından 129 yılında ziyaret edilen Phaselis, ileri mühendislik örneği su dağıtım sistemiyle de ünlü.

Zengin çam ormanlarının gölgesinde dinlenen bir sahilde yer alan Phaselis, M.Ö. 690'da Rodoslular tarafında koloni olarak kuruldu. Deniz ticareti kentin en önemli gelir kaynağıydı. Altın taçla karşıladığı Büyük İskender’den sonra çok kez el değiştiren Phaselis, M.Ö. 167’de Likya Birliği’ne üye olup sikkeler bastı.

Bir süre komşu kent Olympos ile korsanların talanlarına maruz kalıp, M.Ö. 43’te Roma egemenliğine girdi. Bu dönem, yeniden yapılanma ve en az üç asır sürecek refahın başlangıcı oldu.

Phaselis, erken dönem su ihtiyacını kuyu ve sarnıçlarla karşılarken, Roma döneminde kuzeydeki bir kaynaktan su kemerleriyle getirerek künk ve kanallarla dağıttı.

Şehrin esas kalıntıları, askeri liman ve güney limanı bağlayan ana caddenin kaldırımlarında yer alıyor. Genişliği 20 metre olan 125 metrelik caddenin kaldırımlarına üçer basamakla çıkılıyor. Ortada bir meydan oluşturan ve düzgün taşla döşenen bu caddenin altında kanalizasyon ve drenaj sistemi var.

Tiyatrosu ve üç adet agorası (meydan) olan şehrin agoralarından biri Bizans dönemine ait küçük bir bazilika kalıntısı barındırıyor. İki hamam kalıntısından küçük olanıysa, Roma hamamı ısıtma sistemi hakkında bilgi veriyor.


Mutlaka Yapın

Antik şehre yakın sayılabilecek bir yere konuşlanan teleferik istasyonundan, Olympos’a doğru bir teleferik yolculuğu yapın. Bu sayede doğa harikası Tahtalı Dağ’ı görme şansı bulacaksınız. Daha da önemlisi, varış noktanızı Olimpos Beydağları Sahil Milli Parkı olacak. 



Side Müzesi

Antik dönemde Pamfilya Bölgesi'nin en önemli liman kenti olan Side. Manavgat'a 8 km uzaklıkta bir yarımadada bulunuyor. Tarihi MÖ 8, yüzyıla kadar uzanan şehrin adı Luvice dil gurubuna giren Sidece de 'nar" anlamına geliyor. M Ö 7. yüzyılda tüm Pamfilya Bölgesi ile birlikte Lidya egemenliğine giren Side, Persler ve Büyük İskender tarafından da yönetildi.

Sık sık Doğu Akdeniz'e korku salan korsan saldırılarına uğrayan şehir, Asia Eyaleti'nin kuruluşundan kısa bir süre sonra Roma Eyaletine bağlanan Pamfilya Bölgesi ile Side Roma Eyaletine bağlanmıştır, Romalı konsül Publius Servilius'un bölgeyi korsanlardan temizlemesi üzerine, Pamfilya tek başına eyalet oldu. M.S. 7. yüzyıldan itibaren Arap akınları, talanlar ve Haçlı Seferleri yağmalarıyla zayıflayan Side Antik Kenti: 12. Yüzyıl'dan itibaren tamamen terk edildi.

Helenistik, Roma ve Bizans Eserleri Sergileniyor

Antik Kent içindeki Side Müzesi/ 2, yüzyılda yapılmış ve 5-6. yüzyıllardaki eklenti ve değişikliklerle günümüze ulaşmış bir hamam binasında bulunuyor. Roma Dönemi'ne ait agoranın karşısındaki antik hamam 1959-1961 yıllarında restore edilerek müzeye dönüştürüldü.

Müze koleksiyonunda Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait eserler yer alıyor Sergilenen eserler arasında büyük çoğunluğu Side Antik Kenti kazılarında açığa çıkan heykel, torsa portreler, kabartmalı lahit ve ostotekler, mezar stelleri, Grekçe ve Side dilindeki yazıtlar, sunaklar, amphoralar, arşitravy friz sütun, sütun başlığı, alınlık vb. mimari elemanlar; Pamfllya ve Pisidya kentlerine ait sikkeler ile Side sikkeleri dikkat çekiyor.

Mutlaka Yapın

Birçok endemik canlı türünü barındıran ormanları, doğa harikası bir oluşuma sahip kalyonları, Selge Antik Kenti, Koprüçayı ve üzerindeki Roma köprüleri ve yolları ile peyzaj değeri yüksek bir rekreasyon alanı olan "Köprülü Kanyon, Milli Parkı” mutlaka görülmelidir, Köprüçay Irmağının eşsiz manzarasında rafting yapmanın ayrıcalığı yaşanmalıdır.

Side Antik Kenti

"Side Antik Kentindeki hazineler arasındaki en kıymetli mücevher hangisi". diye sorarsanız yanıtımız tam merkezde yer alan Antik Tiyatro olur, kendine özgü mimarisiyle Anadolu'daki tek örnek sayılıyor

Helenistik Geleneğin Roma Mimarisiyle Buluşması 

Antalya Side Tiyatrosu, kentin yer aldığı yarımadanın daraldığı kesimde bulunuyor Yapı, plan açısından Helenistik geleneğin yarım daireden taşan biçiminde, ancak inşa tekniği açısından Roma mimarisi özellikleri taşıyor, Tiyatronun sahne binası (Scaenae Frons) üç kattan oluşuyor, Cavea'nın (oturma sıraları) diazoma ya (basamakların ortasındaki yol) kadar olan kısmı bir yamaca yaslanmış üst kısmıysa tonozlarla ve tropezoid (eğimli) tonozlarla eğim oluşturulmuş basamaklar bu eğimli düzleme oturtulmuştur, Side Antik Tiyatro'su bu eşsiz özelliğiyle bu coğrafyadaki en özgün yapılardan birisidir, Süslemelerinde Antoninler Dönemi barok özelliği görülen Side Antik Tiyatrosu, Roma'daki Pompeius Tiyatrosu ile başlayan mimarinin izlerini taşıyor. Birinci katın podyumunda Dionysos frizi yer alıyor. Frizde şarap tanrısı ve tiyatronun hakimi Dionysos'un hayati batıdan doğuya doğru kronolojik_olarak anlatılıyor ve doğu uçta Gigantomakhia ile sonuçlanıyor, Sahne binasının cephesi de mimari süsleme ve heykellerle hareketlendirilmiş

Mutlaka Yapın 

Özellikle Apollon ve Athena tapınaklarını kaçırmayın, hatta mümkünse gün batımını yakalamaya çalışın. Akdenizin en romantik manzarası karşısında büyülenirken, başınızı kaldırıp tapınak üzerindeki Medusa kabartmalarına bakmayı unutmayın.

Aspendos Örenyeri

Aspendos, bölgede kendi adına madeni para bastıran ilk şehirlerden biridir. Yunan efsanesine göre, şehir Truva Savaşı'ndan sonra Pamphylia'ya gelen kahraman Mopsos liderliğindeki Argive kolonicileri tarafından kurulmuştur. Aspendos'ta en göze çarpan yapı kuşkusuz yaklaşık 12.000 kişilik, iyi korunmuş amfitiyatrodur. Tiyatronun yanında bir bazilika bulunur, kentin diğer kalıntıları ise tiyatronun arkasında, akropolün yukarısında yer alırlar. Aspendos'un gözden kaçırılmaması gereken bir diğer kalıntısı da su kemerleridir. Kuzeydeki dağlardan şehre su getiren 1 km uzunluğundaki bu kemerler dizisi olağanüstü bir mühendislik becerisini ortaya koyar ve eski çağlardan günümüze kalan nadir örneklerdendir.

Antalya Atatürk Evi Müzesi

Müzenin bulunduğu bu bina iki katlı yığma taş duvarlı bir yapıdır.Bir dönem valilik binası olarak kullanılan ve Atatürk'ün Antalya'ya ziyaret edeceği haberi üzerine Antalyalıların birkaç günde içini temizleyip döşeyerek, Atatürk'e hediye ettikleri yirminci yüzyılın başlarına tarihlenen Atatürk Evi, iki katlı, üzeri kiremit çatı, taş bir yapıdır. Girişinde uzun bir hol, holün sağında bir salon, bir oda, banyo ve mutfak, solonda da iki oda ve üst kata çıkan merdiveni vardır. Üst katta ise, holden ayrı olarak birisi balkonlu olmak üzere yedi odası vardır.

Elmalı Müzesi

Müze binasının giriş katında idare bölümü ve girişin sol yanındaki I Nolu salonda yer alan 8 vitrindeki sergileme geç kalkolitik döneme ait Bağbaşı eserleri ile başlatılmış, Karataş Semayük’ün ilk tunç dönemi eserleri ile devam ettirilmiştir. Yine aynı katta aynı dönemlere ait mezar ve depolama kaplarından seçilmiş örnekler sergilenmektedir.3 nolu salonda Karataş Semayük mezarlık alanında bulunmuş olan 3 adet küp mezarın özgün konumlarında sergilenmiştir. I. Katın sağ yanında 1 nolu teşhir salonunda Hacımusalar Höyük ve Karaçakır kazılarında bulunan eserler teşhir edilmiştir. Diğer vitrinlerde Karaburun1, Kızılbel ve Bayındır Tümülüs kazılarında elde edilen buluntular sergilenmekte, 3 nolu salonda Likya Şehir sikkeleri, Roma imparatorluk sikkeleri sergilenmekte I. Katın sol yanında 5 nolu salonda İ.Ö 5. yüzyıl Elmalı definesine ait imitasyon örnekler sergilenmektedir.

6 Salonda Roma Bizans dönemine ait adak stelleri lahit ve heykel parçaları günlük kullanıma ait kaplar takı ve tıbbi aletlerden seçilmiş örnekler sergilenmektedir. 7 Salonda Elmalı çevresinde bulunmuş Roma Bizans Dönemine ait mimari parçalar sergilenmektedir. 1.Katın 4 ve 8 no lu salonlarında kendi orijinal ölçülerinde rekonstrüksiyonu yapılmış olan Karaburun ve Kızılbel mezar odaları duvarlarının renkli resimleri ile ziyaretçilere sunulmaktadır.

Arka bahçe açık teşhir alanı olarak kullanılmış burada da Helenistik, Roma, Bizans dönemi ait mezar stelleri, sütun parçaları, mimari elemanlar sergilenmektedir. Binanın bodrum katı eser deposu olarak kullanılmaktadır.

Antalya Etnografya Müzesi

Türkiye’nin doğal güzellikleri ile birlikte tarihsel zenginliğinin en yoğun olduğu yerlerden biri Antalya’dır. Akdeniz kıyıları boyunca sıralanan Likya, Roma ve Bizans uygarlıklarının antik şehirleri ziyaretçilerini binlerce yıl öncesine götürür. Ancak Antalya’nın tarihi yalnızca bu dönemlerle sınırlı değildir. Kesintisiz biçimde yerleşim gören bu kent, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde de önemini devam ettirmiş, geçmişinden gelen kültürel zenginliğini günümüze kadar korumayı başarmıştır. Antalya’nın yakın tarihi ve halk kültürünü öğrenmek isteyenler Etnografya Müzesi’nde şehrin sosyal yaşamı, kültür ve gelenekleriyle ne kadar zengin bir birikime sahip olduğuna şahit olacaklardır. Antalya il merkezinin turistik bölgesi Kaleiçi’nde bulunan Müze, Osmanlı Dönemi’nden kalan iki tarihî konağın düzenlenmesiyle meydana getirilmiştir. Bulundukları konuma göre Alt ve Üst Konak olarak ayrılmış Müze’nin iki bölümünde farklı eserler sergileniyor.

Alanya Müzesi

Alanya Müzesi 1967 yılında inşa edilmiştir. Bölge tarihine ışık tutacak birçok eseri içerisinde barındırmaktadır. 

Mevlehane Müzesi

Antalya’nın en turistik bölgelerinden Kaleiçi’nde bulunan Mevlevihane’nin binası Selçuklu Dönemi’ne ait. Kitabesi bulunmamakla birlikte Sultan Alâeddin Keykubad tarafından 1255 yılında inşa ettirildiği, Mevlevihane olarak ise 16. yüzyıldan itibaren kullanılmaya başlandığı düşünülüyor. Mevlevihane, Hamam, Zincirkıran Mehmet Bey ve Nigar Hatun türbelerinden oluşan bir yapı kompleksi olan Müze’de Mevlevilik hakkında bilgilendirme panoları, canlandırmalar, kıyafetler ve Mevleviliğe ait çeşitli eşyalar sergileniyor.

Arykanda Örenyeri

Kent özellikle Hellenistik ve Roma Dönemi’nde yoğun bir şekilde iskân edilmiştir. En erken tarihli mimari veriler MÖ IV. yüzyılın sonu III. yüzyıl başına tarihlenen kaya mezarlarıdır. Lykia tarihinde, siyasi olaylarda etkin bir rol oynamamış olmasına karşın Doğu Lykia’nın en önemli ana yollarından üzerinde bulunan Arykanda özellikle kereste ticareti ile zenginleşmiştir. Arykanda Roma İmparatorluk Dönemi’nde zengin su kaynaklarının da etkisiyle güvenli bir konaklama ve dinlenme yeri olma özelliği kazanmıştır. Kent en parlak dönemini MS II-III. yüzyıllarda yaşamıştır.

Tipik bir yamaç yerleşimi olan yerleşimin doğusu ve batısı sarp falezlerle; kuzeyi ise Şahinkaya ile sınırlanmaktadır. Teraslar üzerine kurulmuş olan bu kentin en önemli kalıntıları arasında alt teras üzerindeki gymnasium ve hamam ile yukarı terastaki tiyatro, odeon, stadion, agora ve küçük hamam gelmektedir. Ayrıca akropolde Traianus ve Helios tapınakları ile Nal Tepe’deki bazilika, doğu nekropolünde de kilise bulunmaktadır. Kentte sur duvarları bulunmamaktadır, surların yerine bu görevi bir bakıma teras duvarları üstlenmiştir.

Side Apollon- Athena Tapınağı

Roma Barışı olarak bilinen dönemde inşa edilen iki tapınaktan biri Side Apollon Tapınağı’dır. Bu tapınak adını; ışık, güzellik ve sanat tanrısı olarak hafızalarımıza kazınmış, Side kentinin baş tanrılarından olan Apollon’dan alır. Tapınak üzerinde Korint başlıklı sütunlar bulunmaktadır. Bizans bazilikasının tam ortasında kalan Apollon Tapınağı’nın bir kısmı bazilika yapımında kullanılmak için sökülür.Roma düzeninde ve peripteros planına uygun biçimde yapılandırılan bu tapınağın büyük sütunlarından bazıları restore edilip yerlerine konmuştur. M.S 150 yıllarına dayanan tarihiyle Apollon Tapınağı, tarihi kalıntılarıyla gerçekten görülmeye değer bir mirastır.

Syedra Antik Kenti

Alanya-Gazipaşa karayolunun yaklaşık 20.km.sinde Seki Köyü sınırları içerisindedir. Kente, batıda halen ayakta olan anıtsal kapı ile girilir. Kentte, Antik Çağdan günümüze değin kullanılan, içleri sıvalı doğal kaynaktan beslenen sarnıçlar vardır. Kentin su gereksinimi çok sayıdaki diğer sarnıçlarla da karşılanmaktadır. Kent içindeki bir mağarada, doğal kayaya oyulmuş nişin çevresi freskolarla süslenmiştir. Mağara dinsel amaçlı kullanılmıştır ve vaftiz mağarası olarak bilinmektedir. Kentin doğusunda, çok görkemli bir yapı kalıntısı olan hamam ile karşılaşıyoruz. Zemininde yer yer mozaik kalıntıları görülmektedir. Hamamın hemen batısında kuzey-güney doğrultusunda kentin sütunlu caddesi uzanmaktadır. Caddenin kuzeyindeki duvarda nişler yapılmıştır.1994 yılından bu yana Alanya Müze Müdürlüğü'nce yapılan kazılar sonucunda, sütunlu caddenin, 250 x 10 metre boyutlarında ve kuzeyi sütunların taşıdığı ahşap çatı ile kapalı, güneyi taş döşemeli açık yol şeklinde olduğu ortaya çıkmıştır. Oyun ve yarışlarla ilgili bilgiler içeren birçok yazıtın varlığı kente önem kazandırmıştır. Kentdeki diğer önemli yapılar tapınak, tiyatro, dükkanlar, evler ve kent surlardır. Kazılar sonucunda kentin İ.Ö.7.yüzyıldan İ.S.13.yüzyıla kadar ki tarihine ilişkin kalıntılar ortaya çıkarılmıştır.

Alanya Atatürk Evi Müzesi

Geleneksel Alanya evlerinden olup, üç katlı ahşap kagir bir konaktır. Evin yapım tarihi kesin bilinmemekle birlikte ustasının Beyri Usta olduğu söylenmektedir. Ev sahibi Tevfik Azakoğlu tarafınca Kültür ve Turizm Bakanlığına bağışlanmış, onarıldıktan sonra 30 Nisan 1987 yılında Atatürk Evi Müzesi olarak hizmete girmiştir.

Müzenin birinci kat odalarında Anıtkabir Müzesinden getirilen Atatürk’ün kişisel eşyaları ile fotoğraflar ve Atatürk’ün Alanya‘lılara yazmış olduğu telgraf sergilenmektedir.

Andriake Örenyeri

Antik Myra ya da günümüzdeki adıyla Demre’nin Çayağzı bölümünde yer alan harabelerin uzun süre boyunca farklı bir şehre ait olup olmadığı tartışılmış, son araştırmalar burasının bağımsız bir yerleşim değil Myra’nın liman mahallesi olduğunu kanıtlamıştır.

Likya Bölgesi zenginliğini limanlara ve ticari faaliyetlere borçluydu. Andriake de Phaselis ve Patara’dan sonra bu bölgedeki en önemli üçüncü liman olarak kullanılıyordu. Kazılarda keşfedilen yabancı kaynaklı amfora parçaları Liman’da gerçekleşen uluslararası ticaretteki yoğunluğun bir kanıtı.

Andriake’deki kalıntıların büyük bölümü ticaret bağlantılı olsa da sürdürülen kazılarla liman ve ticaret bölgesinden biraz uzakta sosyal ve dinî yapılar da ortaya çıkarılmıştır. Liman’ın tahıl ticaretindeki önemini kanıtlayan ve günümüzde Likya Uygarlıkları Müzesi’ne dönüştürülen granarium yani tahıl deposu, agora, sarnıç, surlar, su kemerleri, anıtsal çeşmeler, Bizans Dönemi’nden kalan kiliseler, hamamlar, gözetleme kuleleri burada görebileceğiniz yapılardan birkaçı. Likya’nın pek çok yerinde karşınıza çıkabilecek Likya tipi mezarlar da eski mezarlık alanında ziyaret edilebilir.

İmparator Giysilerinin Mor Rengi Burada Üretiliyordu

Andriake’nin en ilgi çekici yapılarından biri boya fabrikası olarak tanımlayabileceğimiz “Mureks İşlikleri”. Antik Çağ’da çok nadir olduğundan yalnızca imparatorlar ve üst sınıflar tarafından kullanılan mor renk boyanın elde edildiği Mureks bir deniz kabuklusu türü. Boya üretiminin yapıldığı yerlerden olan Andriake’ye bu kabuklular o kadar çok getirilmiştir ki, üretimden sonra geriye kalan kabuk artıkları yapı harcında kullanılmıştır. “Mureks Harcı” ismi verilen bu malzeme yalnızca bölgeye özgü olması nedeniyle de önemlidir.

Likya’da Yahudi Varlığının İlk Somut Kanıtı

Andriake’de yıllardır süren kazılarda ortaya çıkarılan şaşkınlık uyandırıcı kalıntılardan biri ilk kez Likya Bölgesinde Yahudi varlığına ilişkin somut delilleri ortaya koyan Sinagog’dur. MS 5. yüzyıla ait olduğu düşünülen Sinagog içerisindeki kazılarda, üzerinde Musevi sembollerinin bulunduğu “Menorah Levhası”, dinî ifadelerin görüldüğü kitabeler gibi Yahudilikle bağlantılı buluntular keşfedilmiştir.

Likya Uygarlıkları Müzesi

Müze, Antalya ili Demre ilçesinde Likya’nın en büyük beş kenti arasında yer alan antik Myra’nın limanı Andriake Ören Yeri’ndedir. Müze binasının kendisi de içinde sergilenenler gibi Likya tarihinin bir parçası. M.S. 129 yılında bir “granarium” yani tahıl ambarı olarak inşa edilen, yakın tarihteyse müzeye dönüştürülen binada, farklı Likya kentlerinde yapılan araştırma ve kazılarla keşfedilmiş; her biri Likya halkının dinî inançları, ekonomik ve sosyal yaşamı hakkında ipuçları veren eserler sergileniyor. Müze’deki Myra, Patara, Xanthos, Tilos, Pınara, Olympos, Arykanda ve Antiphellos salonları, isimlerini Likya Birliği’ni oluşturan kentlerden alıyor. Müze’yi gezmeden önce giriş bölümünde gösterilen Likya Uygarlığı hakkındaki bilgilendirme filmini izlemeniz, gezinizin daha doyurucu ve bilgilendirici olmasını sağlayacaktır.

Müze’nin açık hava bölümünde yıllar süren kazılar ile ortaya çıkarılmış liman, çarşı, hamam, kilise gibi yapı kalıntıları görülebilir. Bu bölümdeki en ilgi çekici obje ise aslına uygun olarak yapılmış bir Roma ticaret gemisi. Antik Çağ’da limana yüklerin nasıl getirildiğinin canlandırıldığı bu bölüm ziyaretçileri zamanda yolculuğa çıkarıyor.

Anadolu’nun En Özgün Kültürü: Likya Uygarlığı

Medeniyetler beşiği olarak adlandırabileceğimiz Türkiye toprakları, tarihi boyunca pek çok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bunlardan biri de özgürlüklerine düşkünlükleriyle ünlenen, tarihteki ilk demokratik uygulamaların hayata geçirildiği Likya Uygarlığı’dır. Kendinden önceki ve sonraki yıllarda tarih sahnesinde yer alanlardan farklılaşan pek çok yönü olması nedeniyle Anadolu’nun en özgün kültürü olarak da nitelendirilen Likya Uygarlığı tarihte bilinen ilk federasyon yapısını kurmuş, kendine has bir sanat anlayışı ve günümüzde hâlâ tam olarak çözülememiş bir dil geliştirmiştir.

Hititlerin verdiği isimle “Lukka” yani “Işık Ülkesi” olarak kayıtlara geçen Likya toprakları, Türkiye’nin güneybatısında Fethiye ile Antalya arasında uzanan bir yarımadada yer alır. Günümüzde ziyaretçiler, sarp kayalık arazilerde kurulmuş kentlerinin izlerini keşfederken, Likyalıların neden böylesine özgürlüğüne düşkün bir halk olduklarının ayrımına mutlaka varacaklardır. Bölgede en dikkat çekici eserler Likyalıların ahşap yapılarının taklidi olan ve Likya sanatının özgünlüğünün en fazla yansıdığı eserler olarak kabul edilen kaya mezarlarıdır. Likyalılar için mezarlar o kadar önemlidir ki, mezarları koruyan yasalar çıkarmışlar hatta mezarlarla ilgili olarak “minti” adı verilen bir devlet kurumu dahi oluşturmuşlardır. Likya Uygarlığı’nın insanlığa en büyük katkısı günümüz demokratik sistemlerinin ilk örneğini hayata geçirmiş olmalarıdır. M.Ö. I. yüzyılda 23 kentin bir araya gelmesiyle oluşturulan Likya Birliği tarihteki ilk demokratik oluşum olarak kabul edilir. Bölgenin bir diğer önemi tarih sahnesinden yok olana kadar Likya halkının yalnızca burada yaşaması. Bu uygarlığın hatıralarını yaşatan “Likya Uygarlığı Antik Kentleri” de tarihsel önemleri ve özgünlükleri sayesinde UNESCO Dünya Miras Geçici Listesi’nde yer alıyor.

Karain Mağarası

Karain Mağarası, Türkiye'nin en büyük doğal mağaralarından biridir. Denizden yüksekliği 430-450 metredir. Antalya'nın 30 km kuzeybatısında eski Antalya-Burdur karayoluna 5–6 km uzaklıkta bulunan Yağca köyü sınırları içinde bulunur. Antalya'ya uzaklığı 27 km'dir. 1946 yılından beri kazılar yapılmaktadır.

Yapılan kazılardan, bölgenin günümüzden 500.000 yıl kadar önce de yerleşim merkezi olarak kullanıldığı sonucuna varılmıştır. Türkiye'nin içinde insan yaşamış en büyük mağarasıdır. Karain Mağarası, Anadolu ve Yakın Doğu tarihi açısından önemli bir paleolitik merkezdir.

Ayrıca, verdiği bitki ve hayvan kalıntıları ile Batı Akdeniz'in eski çevresinin ortaya konmasında önemli bir rol üstlenen Karain, çevresindeki diğer mağaralarla birlikte doğal ve kültürel özellikleri dolayısıyla karma sit olarak Dünya Miras Listesi'ne önerilmektedir.

Limra Örenyeri

Finike'nin Saklısu Mahallesi sınırlarında yer alan Limyra Antik Kenti, Toçak Dağı’nın güney eteklerinde, erken dönem yapıların yer aldığı Akropol ile onun hemen güneyinde, şimdi karayolu ile ayrılan düzlükte Roma ve Doğu Roma (Bizans) Dönemi surları içinde kalan alanı kapsamaktadır.

Limyra'nın adı, Likçe yazıtlarda "Zemuri" olarak geçmektedir. Bu durum şehrin en azından MÖ 5. yy’dan itibaren yerleşim gördüğünün kanıtlamaktadır. Kent en parlak dönemini MÖ 4. yy’ın ilk yarısında, bölgenin başkenti konumuna geldiği Likya Kralı Perikle zamanında yaşamıştır. Bölgeye ilişkin kayıtlardan; Perikle'nin Likya Birliğini oluşturmak ve egemenlik sahasını genişletmek için uğraştığı yıllarda, Pers hâkimiyetinin söz konusu olduğunu ortaya koymaktadır. Ancak bu hâkimiyet sadece sözde kalmış, diğer şehirler gibi Limyra'nın da büyük bir serbesti içinde bulunduğu söylenebilir.

Perikle Dönemi’nden sonraki parlak devrini MS 2-3. yüzyıllarda yeniden yaşayan Limyra, depremler yüzünden zarar görse de yeniden inşa edilmiştir. Doğu Roma (Bizans) egemenliği sırasında piskoposluk merkezi olan kent, MS 8-9. yüzyıllardaki Arap akınları sonrasında terk edilmiştir.

Kentin kuzeyinde yer alan Akropol, bir iç kale ile aşağı kaleden oluşmaktadır. Aşağı kalede surlar, sarnıçlar, kilise ve Perikle Heroonu yer alır. MÖ 4. yy’a tarihlenen Kral Perikle'ye ait bu anıt mezar, mimarisinin Ksanthos'taki Nereidler Anıtı’na benzemesi ve önemli parçalarının Antalya Müzesi’nde sergilenmesi ile ayrı bir önem arz eder. Akropolün düzlüğe ulaştığı yerde Turunçova-Kumluca karayolunun hemen kenarında, orijinali Hellenistik Döneme ait olan ve MS 141 yılında büyük bir onarım geçiren tiyatro binası yer alır.

Karayolunun güneyi; Limyros Çayı ile doğu ve batı olmak üzere bölünmüş iki ayrı ada halindedir. Limyros’un batısındaki Erken Doğu Roma (Bizans) Dönemi suru içindeki alanda, daha eski kalıntılar vardır. Surun güney duvarı içerisinde “Ptolemaion” adlı yapı ortaya çıkarılmıştır. Hellenistik Dönem’de yapılan bu anıt ve ona ait Antalya Müzesi’nde sergilenen heykeltıraşlık eserleri önemli buluntularıdır. Alanda yer alan bir diğer önemli yapı ise İmparator Augustus'un manevi oğlu Gaius Caesar adına MS 4 yılında yapılmış anıtsal mezarıdır. Anıt, Gaius Caesar'ın Kudüs'ten Roma'ya dönerken Limyra'da ölmesi nedeni ile inşa edilmiştir. Cenaze veya içinde küllerin bulunduğu urne Roma’ya götürülmüş, onun anısına içinde naaşı olmayan anıtsal mezar (kenotaph) yapılmıştır.

Limyra, Likya Bölgesi’nin en çok kaya mezarına sahip kentlerinden biridir. Kentte 400’ü aşkın kaya mezarı yer almaktadır ve çoğu mezar Likya dilinde yazılmış kitabeleriyle bilinmektedir.

Xanthos Örenyeri

Ksanthos, başlıca Likya ve Roma akropollerinden oluşan bugünkü Eşen Çayı kenarındaki ovaya hakim iki tepeüzerinde kurulmuş olan bir kenttir.

M.Ö. 545-546 yıllarında Pers egemenliğine girene kadar bağımsızlığını sürdüren kent, M.Ö. 475–450 yılları arasında büyük bir yangın felaketi geçirmiştir. M.Ö. 2. yy.’da Likya Birliğinin başkenti olan Ksanthos, M.Ö. 42 yılında Romalıların kontrolüne, daha sonraki dönemde ise 7. yy. Arap akınlarına kadar piskoposluk merkezi olarak Bizans egemenliğinde kalmıştır.

Yerleşen her uygarlığın inşa ettirdiği yapılarla insanlık tarihine ışık tutan bu merkez 1988 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınmıştır.

Simena Örenyeri

Kale Köyü eski Simena antik kenti üzerine kurulmuştur. Bulunan yazıtlardan kentin tarihini M.Ö. IV. yüzyıla kadar indirebiliyoruz. Simena kalesi Orta Çağ'da kullanılmıştır.

Orta Çağ surlarının oluşturduğu iç kalede, kalıntıları birkaç bloktan ibaret olan bir tapınak ile bu tapınakla irtibatlı bir stoada yer almıştır. Ayrıca yine kale içinde, doğal kayaya oyulmuş 7 oturma sırası ile 300 kişilik bir tiyatro yer alır ki bu, Lykia şehirleri içinde en küçük tiyatrodur.

Kaya mezarının üzerinde, düzgün bloklardan oluşan Roma Devri duvarı ve onun üzerinde de mazgalları ile geç devir suru vardır.

Burada aynı anda üç ayrı devir görmek mümkündür. Kıyıda, harap durumdaki hamamın kitabesinde "Aperlai halkı ile meclisi ile birliğin diğer şehirleri tarafından İmparator Titus'a armağan edilmiştir" ibaresi bulunur. İkisi ev tipi mezar olmak üzere burada birçok mezar görülmektedir. Kulenin kuzeyinde kalan ev tipi mezarda Lykia dilinde yazıt dikkati çeker.

Kale'den Üçağız'a bakıldığında, buranın ne kadar emniyetli bir doğal liman olduğu görülür.

Termessos Örenyeri ve Milli Parkı

Termessos, Pisidya bölgesinin "Milyas"olarak anılan güneybatı bölümünde konumlanmış önemli bir antik kenttir. Kent, Anadolu'nun en eski halklarından Luvi'lerin soyundan gelme Solym'ler tarafından kurulmuştur. Şehrin tarih sahnesine çıkışı, Büyük İskender’in M.Ö. 333’de kenti kuşatması ve Termesosluların güçlü bir savunma yaparak kenti teslim etmemesiyle olmuştur.

İskender’in ölümünden sonra kent Ptolemyler tarafından alınmıştır. M.Ö.189 yılında komşu şehir İsinda’yı zapt eden Termessoslular, İsinda halkının şikâyeti üzerine Anadolu’daki Roma kuvvetlerinin komutanı Manlius Vulsotarafından cezalandırılmışlardır. M.Ö. 71’de, Roma ile “dostluk ve ittifak” içinde olan Termessos’un işlerinde bağımsız olduğu ve kendi kanunlarını kendileri yapacakları konusu da Roma Senatosu’nda kabul ve tasdik edilmiştir. Şehrin Bizans döneminde ve sonraki devirlerdeki durumu hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır.

8.3B OKUNMA
Paylaş
Antalya’da olan biten tüm etkinliklerden ilk önce sen haberdar ol!

Antalya’da olan biten tüm etkinliklerden ilk önce sen haberdar ol!